Sevgilin ya da eşin sana sürekli hakaret ediyorsa: bu bir iletişim sorunu değil
turan4 dk okuma
"Sen zaten hiçbir şeyi beceremezsin." Belki bunu ilk kez bir kavganın ortasında duydun ve sinirle söylenmiş bir laf olarak geçip gideceğini düşündün. Sonra bir sabah kahvaltıda, bir akşam arkadaşlarının yanında, bir mesajın son satırında yeniden geldi. Bu yazıyı okuyorsan bir yerde "eşim beni sürekli aşağılıyor ne yapmalıyım" ya da "sevgilim bana küfür ediyor" diye aramış olabilirsin. İçinden bir ses de belki abarttığını fısıldıyordur.
Abartmıyorsun. İlişkide insanlar kızar, sesini yükseltir, sonradan pişman olacağı bir şey söyler. Bu başka bir şey. Sana sürekli hakaret etmek, küfretmek, başkalarının önünde küçük düşürmek, görünüşünle, ailenle ya da aklınla alay etmek bir iletişim sorunu değil. İletişim sorununda iki kişi birbirini yanlış anlar ve ikisi de anlaşılmak ister. Aşağılamada ise biri öbürünü küçültmeyi bir yöntem olarak kullanır. Bunun adını koymak önemli, çünkü adı konmayan şey zamanla olağan gelmeye başlar. Açıkçası bu, sebebi ne olursa olsun kabul edilebilir bir şey değil.
Kafayı en çok karıştıran şey çoğu zaman araya giren iyi günlerdir. Hakaretten sonra gelen özür, bir çiçek, "sinirliydim, biliyorsun seni seviyorum" cümlesi. Bunlar o an gerçekten hissedilmiş olabilir. Ama bir özrün ne kadar samimi olduğunu, ardından neyin değiştiği gösterir. Aynı sözler birkaç gün sonra yeniden kuruluyorsa döngü özürle kapanmıyor, bir sonraki tura hazırlanıyor demektir.
Bir de yavaş yavaş içe işleyen kısım var. Sürekli "aptalsın", "senden bir şey olmaz" diye duyan biri bir süre sonra kendi kararlarına güvenmemeye başlar. Arkadaşına bir şey anlatırken utanır, "ben de onu kızdırıyorum zaten" diye düşünür. Kendini suçlamak tuhaf biçimde cazip gelir, çünkü durumu kontrol edilebilir gösterir: hata bendeyse düzeltebilirim. Oysa bir tartışmada haksız olman mümkün; bu, hakarete uğramanı açıklamaz. Kimse karşısındakinin onu aşağılamasını hak edecek bir şey yapmaz.
Hakaret bazen şaka kılığında gelir. Arkadaşların yanında kilonla, konuşmanla ya da ailenle dalga geçilir; sen bozulunca "şaka yaptım, ne kadar alıngansın" denir. Bir şakanın şaka olup olmadığını anlamanın basit bir yolu var: ikiniz de gülüyor musunuz? Her seferinde gülen hep aynı kişi, küçülen hep öbürüyse buna mizah demek zor. "Bu söylediğin bana komik gelmiyor, beni kırıyor" demek alınganlık değil, kendi sınırını bilmektir.
Bazen "birlikte oturup konuşalım, düzeltiriz" önerisi gelir. Konuşmak iyi bir şeydir, ama hakaretin sorumluluğu iki kişiye bölünemez. "İkimiz de hata yapıyoruz" cümlesi, biri sürekli küfrederken öbürü yalnızca kendini savunuyorsa, durumu olduğundan dengeli gösterir.
Bu noktada büyük bir karar vermek zorunda değilsin. İlk adım, olanı kendi gözünde netleştirmek olabilir. Bazı insanlar yaşadıklarını tarihiyle birlikte kısa notlar halinde yazar ve bunu partnerin göremeyeceği bir yerde tutar. Amaç bir hesap defteri tutmak değil; "belki de ben abartıyorum" sesi geldiğinde, ne olduğunu kendi cümlelerinle hatırlayabilmek. Telefonun kontrol ediliyorsa notları orada tutmak güvenli olmayabilir, bunu da hesaba katmak gerekir.
İkinci adım yalnız kalmamak. Aşağılama insanı çevresinden de uzaklaştırır. Ya partner arkadaşlarını kötüler ya da sen anlatmaya utanırsın. Güvendiğin birine, bir arkadaşına ya da kardeşine "Son zamanlarda bana böyle şeyler söylüyor ve bu beni çok yıpratıyor" demek, kendi duygunu dışarıdan bir kulağın da duymasını sağlar. Bu bir ihanet değil, kendine nefes alacak bir yer açmak.
Güvende hissettiğin bir anda sınırını açıkça söylemek de bir seçenek: "Benimle bu kelimelerle konuşmanı kabul etmiyorum. Böyle devam edersen konuşmayı burada bırakıyorum." Bu cümle karşındakini değiştireceğini garanti etmez. Ama nasıl karşılık verdiği çok şey anlatır. Sınırını söylediğinde alay ediliyorsa, öfke büyüyorsa ya da tehdit geliyorsa konu artık iletişim değil, güvenliktir. Hakaretlerin yanına eşya kırmak, seni bir odaya kapatmak, telefonunu ya da paranı kontrol etmek, kimlerle görüşeceğine karar vermek, itip kakmak ekleniyorsa kendini korumak her şeyden önce gelir. Bunları "o kadar da değil" diye tartmana gerek yok.
Canının tehlikede olduğunu hissettiğin anda 112'yi arayabilirsin. Aile içi sorunlar, şiddet ve sosyal destek için ALO 183'e 7/24 ulaşmak mümkün; orada konuşmak için ne yapacağına karar vermiş olman gerekmiyor. Bu durum haftalardır sürüyorsa ya da uykunu, işini, kendine bakışını bozmaya başladıysa bir uzmana başvurmak da sana destek olur.
Yaşadıklarını kimliğini açmadan birilerine anlatmak istersen hasbihal'de bir Dert olarak yazabilirsin; her gönderi yayından önce okunur. Uzun bir metin kurmana gerek yok, "Bana söylenenlerin normal olmadığını yeni yeni fark ediyorum" diye başlamak yeter.