Sabahları işe gitmek istemiyorsan: yorgunluk mu, iş mi, ortam mı?
turan4 dk okuma
Alarm üçüncü kez çalıyor, sen hâlâ tavana bakıyorsun. Hasta değilsin, bir yerin ağrımıyor, ama kalkıp giyinmek ve o kapıdan girmek düşüncesi bile bir yük gibi. "İşe gitmek istemiyorum, neden böyleyim?" diye düşünmek üstüne tuhaf bir suçluluk da getiriyor. Herkes gidiyor, sen niye bu kadar zorlanıyorsun? Bu cümleyi gece yarısı arama kutusuna yazan tek kişi sen değilsin.
Bu isteksizlik tek bir yerden gelmiyor olabilir. Çoğu zaman üç ayrı kaynak birbirine karışıyor: bedenin ve zihnin yorgunluğu, yaptığın işin kendisi ve o işi yaptığın ortam. Sabah üçü de aynı ağırlıkla hissedilir, ama her birine iyi gelen şey farklıdır. Bu yüzden "ne yapmalıyım" sorusundan önce "bu his tam olarak nereden geliyor" sorusunu sormak işe yarar.
Yorgunluktan başlayalım, çünkü en çok gözden kaçan o. Gece geç saate kadar telefona bakıyorsan, uzun bir yol yapıyorsan, evde de bir bakım yükü taşıyorsan ya da aylardır gerçek bir dinlenme yaşamadıysan, sabahki direnç işle ilgili olmayabilir. Kendine şunu sorabilirsin: hafta sonu ya da birkaç günlük izinde bu his geçiyor mu? Geçiyorsa ve izin dönüşü ilk gün biraz daha hafif kalkıyorsan, mesele büyük ihtimalle birikmiş yorgunluk. Bu durumda işi sorgulamadan önce uykunu, akşamlarını ve hafta sonunu biraz korumayı denemek mantıklı.
İşin kendisi farklı bir iz bırakır. Dinlenmiş olsan bile yapacağın işi düşündüğünde içinde bir sönüklük oluyorsa, yaptığın şey anlamsız geliyorsa, seni hiç zorlamıyorsa ya da tam tersine altından kalkamayacağın kadar ağırsa, sorun uykuda değil. "Bugün ne yapacağım" diye düşündüğünde hangi görev seni biraz olsun çekiyor, hangisi geri itiyor? Bunu bir kâğıda yazmak, işin hangi kısmının seni tükettiğini gösterebilir. Bazen bütün iş değil, sırtına yüklenmiş tek bir sorumluluk her şeyi ağırlaştırıyordur ve bu yöneticiyle konuşulabilecek bir şeydir. "Bu raporlama işi haftamın yarısını alıyor, başka türlü yapabilir miyiz?" gibi tek bir cümle, bazen aylardır taşıdığın bir yükü masaya koymaya yeter.
Ortam ise genellikle belli günlerde, belli kişilerle ilgili bir sıkışma olarak kendini gösterir. Pazartesi toplantısının olduğu sabah daha mı zor kalkıyorsun? Belli bir yöneticinin ofiste olduğu günlerde mi? Öğle yemeğini hep yalnız yiyorsan, sen yaklaşınca konuşmalar kesiliyorsa, yaptığın hiçbir şey görülmüyorsa, işin kendisini sevsen bile kapıdan girmek zorlaşır. O zaman "işe gitmek istemiyorum" cümlesinin içinde aslında "o insanların arasına girmek istemiyorum" yazıyor olabilir.
Bir hafta boyunca kendini gözlemlemek bunları ayırmana yardım eder. Her sabah tek bir satır yeter: bugün kalkmak ne kadar zordu, birden ona kadar bir sayı ver, aklına ilk gelen sebebi de yanına yaz. Akşam da bir satır: gün beklediğim kadar kötü geçti mi? Bu küçük not, sabahki korkunun çoğu zaman günün kendisinden ağır olduğunu gösterebilir. Ya da tam tersine, belli bir kişinin ya da belli bir işin her gün aynı yere bastığını.
Kaynağı biraz seçebildiğinde atılacak adımlar da netleşir. Yorgunluksa akşamlarını korumak, mümkünse kısa bir izin planlamak öne çıkar. İşin kendisiyse bir görevin yükünü ya da biçimini yöneticine açmak, uzun vadede başka bir rol ya da alan düşünmek gündeme gelir. Ortamsa güvendiğin bir iş arkadaşıyla konuşmak, işte kendine küçük bir sığınak bulmak, durum ağırsa iş değiştirmeyi ciddi bir seçenek olarak masaya koymak gerekebilir. Hepsini aynı anda çözmen gerekmiyor; birini seçmen yeter.
Kaynağı ne olursa olsun, sabahın kendisini biraz hafifletmek de mümkün. Kıyafetini akşamdan hazırlamak, kalkar kalkmaz telefona değil pencereye bakmak, yolda sevdiğin bir şeyi dinlemek, güne seni en az zorlayan işle başlamak gibi. Bunlar sorunu çözmez, ama kapıdan girene kadar biriken ağırlığı azaltır. "Bugün yalnızca şu iki şeyi bitireceğim" diye küçük bir sınır çizmek de bütün günün tek seferde üstüne çökmesini engeller.
Bir uyarıyı da açıkça yazmak istiyoruz. Bu isteksizlik haftalardır sürüyorsa, hafta sonunda ve izinde bile geçmiyorsa, iş dışındaki şeylerden de keyif alamıyorsan, uykun ya da iştahın değiştiyse, mesele artık yalnızca iş olmayabilir. Böyle bir durumda bir psikoloğa ya da önce aile hekimine gidip yaşadıklarını anlatmak iyi bir adım. Bunu "abartıyorum" diye ertelemene gerek yok; haftalarca sabahları kalkamamak ciddiye alınacak bir işaret.
Yarın sabah kalktığında aklına ilk gelen şeyi bir yere not et, akşam da günün nasıl geçtiğini. Bir hafta sonra elinde kendi cevabın olacak. Bu sabahları birine anlatmak istersen hasbihal'de Dert olarak yazabilirsin; kimliğini açmadan, okuyup anlayacak insanlara.