İşini sevmiyorsun ama çalışmak zorundasın: günü taşınabilir kılan şeyler
turan4 dk okuma
"İşimi sevmiyorum ama çalışmak zorundayım" cümlesini kuran biri çoğu zaman bir motivasyon konuşması aramıyor. Kirası, kredi borcu ya da evine götürmesi gereken bir maaşı olan biri için "sevdiğin işi yap" tavsiyesi pek bir şey ifade etmiyor. Hatta üstüne bir yük daha bindiriyor: gidemiyorsan cesaretin eksikmiş, hayatını boşa harcıyormuşsun gibi bir his.
Bir işi geçimini sağlamak için yapmak utanılacak bir şey değil. Pek çok insan işine sevdiği için değil, ihtiyacı olduğu için gidiyor. Seni o masada tutan şey zayıflık değil, sorumluluk. Bunu kabul etmek pes etmek anlamına gelmiyor; nerede durduğunu dürüstçe görmek demek. Açıkçası neyin değişebileceği de ancak oradan bakınca görünür hale geliyor.
Bazen işe bir anlam yüklemek, onu sevmekten daha ulaşılabilir bir hedef. İşin kendisi seni heyecanlandırmıyor olabilir, ama ne işe yaradığını görmek ağırlığını biraz değiştirir. "Bu maaşla borcumu kapatıyorum", "bu işle kardeşimin okul masrafına katkı veriyorum", "bu düzen akşamlarımı bana bırakıyor." Bu cümleler işi güzelleştirmez, ama her sabah neden kalktığını hatırlatır. Memur olup güvenceyi bırakmak istemeyen biri için de durum benzer. Güvence de bir tercih ve o tercihi bilerek yaptığını görmek, kapana kısılmış gibi hissetmekten farklı bir yerde durmanı sağlar.
"Nefret ediyorum" dediğin şeyi biraz açmak işe yarayabilir. İşin tamamı mı seni yoruyor, yoksa içindeki belli parçalar mı? Bazen insan bütün işinden nefret ettiğini sanır ama asıl ağırlık haftalık bir toplantıdan, bir yöneticinin ses tonundan, her gün iki saat süren yoldan ya da yaptığı işin hiçbir yere varmadığı hissinden gelir. Memur olup işini sevmeyen biri için mesele tekdüzelik olabilir, bir başkası için sürekli baskı. Bir hafta boyunca akşamları iki satır yazmak yeter: bugün en çok ne yordu, en az ne yordu. Hafta sonunda listeye baktığında birkaç şeyin tekrar ettiğini görürsün ve bunlar "her şey" kadar büyük değildir.
Değiştiremediğin bir işin içinde bile değiştirebileceğin küçük alanlar vardır. Öğle arasını masada değil dışarıda geçirmek, en sevmediğin görevi günün başına alıp aradan çıkarmak, eve dönüş yolunda iş yazışmalarına bakmamak. Bunlar işi sevilir yapmaz ama günün içinde sana ait birkaç dakika açar. Bir de mesai bittiğinde işi gerçekten bitirmek var. Akşam yemeğinde bile işi anlatıp duruyorsan, sevmediğin iş günün sekiz saatini değil on dört saatini alıyor demektir. Kendine "bunu yarın sabah düşüneceğim" demek basit görünür ama denemeye değer.
Günü taşınabilir kılan şeylerden biri de işin dışında sana ait bir şeyin olması. Büyük bir hobi şart değil. Haftada bir akşam yürüyüşe çıktığın bir arkadaş, bir kurs, mahallede bir halı saha maçı, hafta sonu gittiğin bir semt pazarı. İnsan kendini yalnızca yaptığı işle tanımlamaya başladığında o iş daha da ağırlaşır. "Ben o ofiste çalışan kişiyim" yerine "ben cumartesileri bisiklete binen, bu arada bir ofiste de çalışan biriyim" diye düşünmek, aynı haftayı başka türlü hissettirebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken bir tuzak var. Katlanmayı öğrenmek ile sonsuza kadar katlanmaya razı olmak aynı şey değil. Şu an gidemiyor olman, hiçbir zaman gidemeyeceğin anlamına gelmiyor. Ama bir çıkış planı istifa dilekçesiyle başlamak zorunda da değil. Ayda bir kez ilanlara bakmak, merak ettiğin bir alanda çalışan biriyle kahve içmek, akşamları bir kursa küçük adımlarla başlamak ya da borcun ne zaman biteceğini bir kâğıda yazmak olabilir. Bunların hiçbiri seni yarın işten çıkarmaz, ama "sıkıştım" hissini "bir yöne gidiyorum" hissine çevirir. Bu fark bazen sabah kalkmayı kolaylaştıran tek şeydir.
İş yerinde birine açılmak da yardımcı olabilir, yeter ki kişiyi dikkatle seç. Herkesin önünde şikâyet etmek ortamı daha da ağırlaştırabilir. Güvendiğin tek bir iş arkadaşına "Bugünlerde biraz zorlanıyorum, sen nasıl idare ediyorsun?" diye sormak yalnızlığı azaltır, bazen de işe dair hiç bilmediğin bir kolaylığı öğrenmeni sağlar.
Bir de kendinle nasıl konuştuğuna bak. "Hayatımı çöpe atıyorum", "bu yaşta hâlâ buradayım" gibi cümleler gün boyu kafanda dönüyorsa, iş zaten ağırken bir de kendi sesin seni eziyor demektir. Bunun yerine daha doğru bir cümle kurabilirsin: "Şu an bu işe ihtiyacım var ve bunu taşıyorum. Bir yandan da kendime yeni bir kapı arıyorum." Süslü bir cümle değil, ama gerçek.
Belki bu akşam tek bir şey yapabilirsin: yarın işte sana birkaç dakika nefes aldıracak küçük bir şey seçmek. Öğle arasında on dakikalık bir yürüyüş, kulaklıkta sevdiğin bir şarkı ya da akşama bir arkadaşla yapılacak kısa bir plan. Sevmediğin bir işte başkalarının nasıl dayandığını merak ediyorsan hasbihal'de Fikir Al'da sorabilirsin; aynı yerden geçmiş birinin cevabı bazen en iyi tavsiyeden daha çok işe yarıyor.