Eski sevgiliyi unutamamak ve profiline bakma isteğiyle baş etmek
turan4 dk okuma
Saat gece biri. Parmağın arama kutusunda, adının ilk iki harfini yazmışsın, gerisini telefon kendisi tamamlamış. Bakmayacağına dair kendine söz vermiştin. Bakıyorsun. Yeni bir fotoğraf yok; ya da var ve yanındaki kişinin kim olduğunu anlamaya çalışıyorsun. Ekranı kapattığında birkaç dakika önceki hâlinden daha kötü hissediyorsun ve yarın gece büyük ihtimalle yine aynısını yapacağını biliyorsun.
Eski sevgilini unutamıyorsan ve profiline bakma isteğine engel olamıyorsan, önce şunu bilmek iyi gelebilir: bu bir karakter zayıflığı değil. Akıl, yarım kalmış bir şeyi tamamlamak ister. Bilgi toplar, ipucu arar, "acaba"ları kapatmaya çalışır. Bakmak bir anlığına bu "acaba"yı susturur, sonra arkasında daha büyük bir sızı bırakır. Bir morluğa bastırmak gibi; ne kadar acıdığını kontrol etmek için bastırırsın ve her seferinde acır.
Çoğu insanın ilk denediği şey yasak oluyor: "Bir daha asla bakmayacağım." Gece biri gelir, yasak çöker, ardından suçluluk gelir. Suçluluk da bir sonraki bakışı kolaylaştırır, çünkü "zaten bozdum" duygusu insanı vazgeçirir. Yasak yerine alışkanlığı küçük adımlarla azaltmak daha uzun ömürlü oluyor.
İlk adım, ne zaman baktığını fark etmek. Bunu değiştirmeye çalışmadan, yalnızca not alarak. Bir hafta boyunca her baktığında saati ve o sırada ne olduğunu telefonundaki bir nota yazabilirsin. Gece yalnızken mi, bir çiftin fotoğrafını gördükten sonra mı, işte sıkıldığın bir anda mı? Büyük ihtimalle bir örüntü çıkacak. O örüntüyü bilmek, isteğin nereden geldiğini görmeni sağlar.
İkinci adım, araya küçük engeller koymak. Engellemek sana fazla sert geliyorsa sessize almak da olur. Arama geçmişini temizlersen adını her seferinde baştan yazmak zorunda kalırsın. Gece saatlerinde uygulamadan çıkış yapmak, uygulamayı ana ekrandan kaldırıp bir klasörün içine koymak, telefonu yatak odasının dışında şarj etmek de aynı işi görür. Bunların hiçbiri bakmayı imkânsız kılmaz ama otomatik bir hareketle bilinçli bir karar arasına birkaç saniye koyar. O birkaç saniye bazen yetiyor.
Üçüncü adım, ertelemek. İstek geldiğinde kendine "Bakabilirim, ama on dakika sonra" demek. O on dakika boyunca başka bir şey yapmak: bir bardak su içmek, odadan çıkmak, bir arkadaşına mesaj atmak. İstek çoğu zaman bir dalga gibi yükselip iner. On dakika sonra hâlâ bakmak istiyorsan bakarsın, ama kendini cezalandırmadan. Hedef bir anda sıfıra inmek değil; günde beş kezden üçe, üçten bire inmek.
Bakmanın sana ne verdiğini sormak da işe yarar. Bazen bir bağlantı hissi: hâlâ onun hayatının bir köşesindeymişsin gibi. Bazen bir işaret beklentisi: belki o da üzgündür, belki pişmandır. Bazen de farkında olmadan kendine eziyet etme isteği. Neyi aradığını bilirsen, onu başka bir yerden karşılamanın yolunu da düşünebilirsin. Ona söylemek istediğin şeyleri göndermeyeceğin bir nota yazmak, bağlantı ihtiyacını bir ölçüde karşılar ve ertesi sabah pişman olacağın bir iz bırakmaz.
Eski sevgilin engelini kaldırdıysa akıl hemen bir anlam aramaya başlar. Geri mi dönmek istiyor? Seni mi merak ediyor? Yoksa sadece bir temizlik mi yaptı? Bunu bilmenin yolu yok ve tahmin etmeye çalışmak seni yeniden bekleme odasına sokar. Kendine şunu sorabilirsin: bunun ne anlama geldiğini kesin olarak bilsem ne yapardım? Cevap "hiçbir şey" ise işaret okumak yalnızca zamanını ve uykunu alıyor. Seninle gerçekten konuşmak isteyen biri, bunu bir engeli kaldırarak değil, yazarak gösterir.
Unutamamak da ayrı bir mesele. Onu unutmak zorunda değilsin. Bir insanla geçen aylar ya da yıllar silinmez; silinmesini beklemek kendine imkânsız bir görev vermek olur. Asıl hedef, anıların gününü yönetmemesi. Onu düşündüğün anların olması normal. Onu hiç düşünmeden geçen bir gün de bir süre sonra, sen fark etmeden gelir.
Bir gece yine bakarsan, bu her şeyin boşa gittiği anlamına gelmez. Ertesi gün kaldığın yerden devam edersin. Alışkanlıklar düz bir çizgide değil, inişli çıkışlı bir şekilde azalır ve bir kayma, o güne kadar attığın adımları silmez.
Bu gece için tek bir değişiklik seçebilirsin; telefonu yatak odasının dışına koymak gibi. Ona yazmak istediğin mesaj içinde birikiyorsa, onu ona değil, adını ve tanınacak ayrıntıları vermeden hasbihal'de bir Dert olarak yazabilirsin. Söylenmek isteyen bir şey, gideceği doğru yeri bulunca biraz hafifler.