Bir arkadaşlığı bitirmek: toksik mi, yoksa sadece bitti mi?
turan4 dk okuma
Son yıllarda "toksik" kelimesi o kadar sık kullanılıyor ki, bir arkadaştan uzaklaşmak isteyen hemen herkes önce ona uzanıyor. Arama çubuğuna "toksik arkadaş belirtileri" yazıyorsun, çıkan listeyi okuyorsun, birkaç maddede onu görüyorsun, birkaçında da açıkçası kendini. Sonunda elinde bir etiket oluyor ama karar hâlâ yok.
Belki etiketi bir kenara koymak işi kolaylaştırır. Bir arkadaşlığı bitirmek için onun zehirli olduğunu kanıtlamak zorunda değilsin. Bazı arkadaşlıklar sana gerçekten zarar verir. Bazıları ise kimse kötü olmadan, kendi kendine biter. İkisini ayırmak, nasıl bitireceğini de belirler.
Zarar veren bir arkadaşlıkta genellikle tek bir kötü gün değil, tekrar eden bir örüntü vardır. Her buluşmadan sonra kendini biraz küçülmüş hissediyorsun. İyi bir haber verdiğinde konu hemen değişiyor ya da bir şakayla hafife alınıyor. Anlattığın şeyler başkalarına taşınıyor. Bir şeye "hayır" dediğinde küsme, sitem ya da günlerce süren bir soğukluk geliyor. Onun dertleri hep merkezde, seninkiler hep "abartıyorsun" diye karşılanıyor. Böyle bir tabloda kendini korumak için mesafe koymak bencillik değil.
Biten bir arkadaşlık ise başka bir his bırakır. Ortada kötülük yok, ama bir şey de yok. Buluşunca hep eski günleri anlatıyorsunuz, çünkü konuşacak yeni bir şey kalmamış. Değerleriniz, gündemleriniz, hayat ritimleriniz ayrışmış. Mesajına cevap yazmak bir görev gibi geliyor ve bunu fark etmek seni suçlu hissettiriyor. Oysa burada suçlu biri yok. İnsanlar değişir ve bu değişim her zaman aynı yöne olmaz.
Hangisini yaşadığını kestirmek için kendine birkaç soru sorabilirsin. Bu kişiyle bugün ilk kez tanışsaydın, bugünkü haliyle arkadaş olmak ister miydin? Ondan haber almadığın haftalar daha mı hafif geçiyor, yoksa onu özlüyor musun? Seni rahatsız eden şey bir kez açıkça konuşulsa düzelebilecek bir şey mi, yoksa yıllardır aynı şekilde tekrar ediyor mu? Son sorunun cevabı önemli. Bazen bir arkadaşlık bitmiş gibi görünür ama aslında yalnızca hiç söylenmemiş bir kırgınlık taşıyordur. Öyle bir durumda bitirmeden önce bir kez "Şu olay beni çok kırdı" demek, ikinizi de şaşırtabilir.
Ayrımı yaptıktan ve bitirmeye karar verdikten sonra önünde iki yol kalıyor: sessizce uzaklaşmak ya da açık konuşmak. İkisinin de yeri var, hiçbiri her durumda doğru değil.
Sessizce uzaklaşmak, kendiliğinden biten arkadaşlıklarda çoğu zaman en doğal yol. Davetlere daha seyrek "evet" dersin, mesajlara daha kısa cevaplar verirsin, görüşmeler kendiliğinden azalır. Karşı taraf da büyük olasılıkla benzer bir şey hissediyordur ve kimse bir konuşmaya gerek duymadan ikiniz de rahatlarsınız. Yalnız bir şeye dikkat etmek gerekiyor: Bu yol, seni hâlâ çok yakın sayan birine uygulandığında kafa karıştırıcı ve kırıcı olabilir. Karşındaki kişi aylarca neyi yanlış yaptığını düşünüp durabilir.
Açık konuşmak ise iki durumda daha uygun. Ya karşı taraf aranızdaki bağı hâlâ güçlü sanıyordur ya da arkadaşlık sana zarar veriyordur. Bunun için uzun bir hesaplaşma gerekmez. Suç listesi okumak yerine kendi tarafını anlatmak çoğu zaman yeter: "Son zamanlarda görüşmelerimizden sonra kendimi iyi hissetmiyorum, bir süre uzak durmaya ihtiyacım var." Daha yumuşak bir durumda şöyle de denebilir: "Seninle çok güzel yıllarımız oldu ama ikimiz de çok değiştik, eskisi gibi olmadığını sen de hissediyorsundur." Karşı taraf seni bir tartışmaya çekmek isteyebilir. Her suçlamaya tek tek cevap vermek zorunda değilsin. "Bunu tartışmak istemiyorum, sana dürüst olmak istedim" demek yeterli bir cümle.
Ortak bir arkadaş grubunuz varsa işler biraz karışır. Grubun önünde bir sahne yaratmamak, kimseyi taraf seçmeye zorlamamak işini kolaylaştırır. Diğerlerine uzun açıklamalar yapmana da gerek yok; "Bu ara pek görüşmüyoruz" demek yeterli. Ortak bir doğum gününde karşılaşırsanız selam verip normal davranabilirsin. Bitirdiğin şey arkadaşlığın yakınlığı, nezaket değil.
Bitirdikten sonra bir boşluk, hatta suçluluk hissetmen de olağan. Birini hayatından çıkarmak, haklı olsan bile bir kayıp gibi gelebilir. Bir akşam eski fotoğraflara bakıp o günleri özlemek, kararının yanlış olduğu anlamına gelmez. Bir şeyi özlemek ile ona geri dönmek istemek aynı şey değil.
Hâlâ kararsızsan, bir hafta boyunca o kişiyle her temasından sonra nasıl hissettiğini tek bir kelimeyle not etmeyi deneyebilirsin: "yoruldum", "güldüm", "küçüldüm". Hafta sonunda o kelimelere bakmak sana herhangi bir etiketten daha çok şey söyler. Yaşadığını birilerine anlatmak istersen, hasbihal'de kimsenin adını vermeden bunu bir Dert olarak yazabilirsin.