Aldatıldıktan sonra: affetmek, gitmek ve "affettim ama unutamıyorum" hali
turan4 dk okuma
Öğrendiğin anı muhtemelen saniyesi saniyesine hatırlıyorsun. Hangi odadaydın, ekranda ne yazıyordu, o ilk olarak ne dedi. Sonrasında aklın durmadan aynı soruları döndürüyor olabilir: ne zamandan beri, neden, ben nasıl fark etmedim, başka kim biliyordu. Uyuyamıyor, yiyemiyor olabilirsin. Ya da tam tersi, hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyorsundur. Hepsi ağır bir sarsıntının ardından gelen tepkiler ve hiçbiri seni tuhaf ya da zayıf yapmaz.
Aldatıldıktan sonraki ilk günlerde insan hemen bir karar vermek ister. Ya bu gece gitmek ya da bu gece affetmek. İkisi de anlaşılır, çünkü belirsizlik dayanılmaz gelir ve bir karar en azından ayağının altında bir zemin hissi verir. Ama o günlerde verilen kararlar çoğu zaman acının ağzından konuşur. Güvende olduğun sürece geri dönüşü zor adımları birkaç hafta ertelemek, kendine düşünme hakkı tanımaktır. Ertelemek hiçbir şey yapmamak demek değil. Bir süre ayrı kalmak, bir arkadaşının yanında birkaç gece geçirmek, ondan zaman istemek bu sürenin parçası olabilir.
Bu dönemde kime anlattığın da önemli. Yaşadığını tek başına taşımak çok ağır; güvendiğin bir ya da iki kişiye söylemek seni ayakta tutar. Ama herkese anlatmak ya da olanı sosyal medyada paylaşmak, ileride hangi kararı verirsen ver sana ağır gelebilir. Kalırsan çevrenin bakışıyla yaşamak zorunda kalırsın, gidersen de kimin neyi bildiğini kontrol edemezsin. İşin içindeki üçüncü kişiyle yüzleşmek de çoğu zaman sana bir şey kazandırmaz. Asıl konuşma, sana söz vermiş olan kişiyle yapılacak olan.
"Aldatıldım, affetmeli miyim?" sorusunun herkes için geçerli bir doğru cevabı yok ve bunu senin yerine kimse veremez. Ama bazı sorular düşünmene yardım edebilir. O kendisi mi anlattı, yoksa sen mi buldun ve kanıt karşısında mı kabul etti? Yaptığının sorumluluğunu alıyor mu, yoksa bir şekilde sana mı bağlıyor: "Bana hiç zaman ayırmıyordun"? Bu ilk kez mi oldu? Bir de belki en önemlisi: sen ne istiyorsun? Ailenin, çevrenin, "çocuklar için" diyenlerin ne düşüneceğinden bağımsız olarak, sen ne istiyorsun?
Affetmek ile kalmak aynı şey değil. Birini affedip yine de yollarını ayırabilirsin; gitmek için ondan nefret etmen de gerekmiyor. Affetmek, öfkenin hayatını yönetmesine izin vermemek demek. Kalmak ise yeniden bir şey kurmaya karar vermek. İkisini birbirinden ayırmak, önündeki kararı biraz hafifletir.
Kalmaya karar verirsen, güvenin nasıl yeniden kurulduğunu bilmek işe yarar. Güven sözle değil, zamanla ve tutarlılıkla kurulur. "Bir daha olmayacak" cümlesi bir başlangıç ama tek başına bir şey taşımaz. Taşıyan şey, aylar boyunca söylenenle yapılanın aynı olmasıdır. Onarımın yükünü taşıması gereken de aldatan taraftır. Sorulara, on beşinci kez sorulsa bile öfkelenmeden cevap vermek, telefonu saklamamak, nerede olduğunu sorulmadan söylemek bu yükün parçaları. Öte yandan her gece telefon kontrol etmek ikiniz için de bir hapishaneye dönüşebilir. Bu şeffaflığın ne kadar süreceğini ve nasıl görüneceğini birlikte konuşup bir yerde anlaşmak gerekir.
Ve sonra o tanıdık hâl gelir: "Affettim ama unutamıyorum." Bunu yaşıyorsan affetmeyi beceremediğini düşünebilirsin. Oysa affetmek unutmak demek değil. Bir tarih, bir şarkı, masada ters çevrilmiş bir telefon o anı yeniden getirebilir. Önemli olan bu anların zamanla seyrekleşip seyrekleşmediği. Aylar geçtiği hâlde aynı yoğunlukta geliyorsa, belki affetmek gerçekten konuşulmadan, acıyı bir an önce bitirmek için verilmiş bir karardı. O zaman konuyu yeniden açmak gerekebilir: "Affettiğimi söyledim ama bazı şeyleri hiç konuşmadık ve içimde kaldı." Bu cümle yapılan yolu geri almaz, eksik kalan yeri tamamlar.
Bu süreci ikiniz tek başınıza yürütmekte zorlanıyorsanız, bir çift terapistiyle konuşmak söylenmesi zor şeyleri daha güvenli bir ortamda söylemenize yardımcı olabilir. Gitmeye karar verirsen de bu, yaşadığın acının daha az geçerli olduğu anlamına gelmez. Yalnızca başka bir yönde iyileşirsin ve o iyileşmenin de kendi zamanı olur.
Kalsan da gitsen de bir şeyi akılda tutmak iyi gelebilir: aldatılmak, senin değerin hakkında bir hüküm değil. Yaşanan, karşındaki kişinin verdiği bir karardı. Kendine "neyim eksikti" diye sormaya başladığında bu ayrımı hatırlamak, acının üstüne bir de kendini suçlamanın binmesini engeller.
Bu hafta tek bir şey yapabilirsin: geri dönüşü olmayan bir karar vermeden önce kendine kaç hafta tanıdığını bir kâğıda yazıp görünür bir yere koymak. Yaşadığını çevrene anlatamıyorsan, hasbihal'de kimliğini açmadan bir Dert yazabilirsin; orada yazdığın şey hüküm için değil, duyulmak için okunur.