30 yaşında bekâr olmak: herkesin bir fikri varken kendi takvimini korumak
turan4 dk okuma
Yirmi dokuz ile otuz arasındaki gece aslında hiçbir şey değişmez. Aynı yatakta uyursun, ertesi sabah aynı işe gidersin. Ama o günden sonra sorular biraz daha sık, biraz daha sesli gelmeye başlar. Teyzen artık "kısmetse" demiyor, "hâlâ mı?" diyor. İş yerinde biri "senin gibi birinin bekâr olması tuhaf" diyor ve bunu iltifat sanıyor. Akşam telefona bakınca bir nişan fotoğrafı, hemen ardından bir bebek fotoğrafı.
Arama kutusuna "30 yaşındayım evlenemiyorum" ya da "30 yaşındayım hiç sevgilim olmadı" yazan birinin derdi çoğu zaman iki katmanlıdır. Bir katmanda gerçek bir istek var: birini sevmek, bir ev paylaşmak, belki çocuk. Öbür katmanda bir geride kalma duygusu: herkes bir yere varmış da ben yolda kalmışım. Bu ikisi birbirine karışınca neyi gerçekten istediğini duymak zorlaşır.
Bunları ayırmak için kendine sakin bir anda birkaç soru sorabilirsin. Kimse sormasaydı, hiçbir fotoğraf görmeseydim, bu konuyu bu kadar düşünür müydüm? Bir ilişki mi istiyorum, yoksa sorulmaktan mı yoruldum? Evliliği mi istiyorum, yoksa yalnızlığın bitmesini mi? Cevaplar herkes için farklı ve hiçbiri yanlış değil. Ama cevabın "aslında hayatımdan memnunum, açıklama yapmaktan bıktım" ise yapılacak iş bir eş bulmak değil, açıklama yapmayı bırakmak.
Çevrenin sesi genelde kendi korkularını taşır. Annen yalnız kalmandan korkuyor olabilir, bir arkadaşın kendi seçimini haklı çıkarmak isteyebilir. Bu sesler iyi niyetli de olsa senin takvimin değil. "Bu kadar seçici olma", "bu yaştan sonra zor" gibi cümleler bir bilgi değil, bir tahmin. Kimin kiminle, hangi yaşta karşılaşacağını kimse bilemez.
Kıyaslama da işin içinde. Telefonda gördüğün nişan, düğün ve bebek fotoğrafları başkalarının hayatındaki en parlak anlar; o evlerin sıradan salı akşamlarını görmüyorsun. Bunu hatırlamak onların mutluluğunu küçültmek için değil, kendi hayatını yanlış bir ölçüyle tartmamak için. Bazı günler bu fotoğraflar sana iyi gelmiyorsa, bir süre daha az bakmak da kendine gösterdiğin bir özen olabilir.
"Hiç sevgilim olmadı" kısmı ayrıca ağır gelebilir, çünkü genelde sessizce taşınır ve utançla karışır. Bazı insanlar ilk ilişkisini yirmilerinde yaşar, bazıları daha geç, bazıları hiç istemez. İlişki deneyiminin olmaması bir kusur değil, henüz yaşanmamış bir şey. Kendini yetersiz hissettiren de çoğu zaman deneyimin yokluğundan çok, bunun hakkında kurduğun cümlelerdir: "bende bir sorun var", "artık çok geç". Aynı cümleleri bir arkadaşın kendisi için kursa, ona da bu sertlikle mi cevap verirdin?
Kendi takvimini korumak, hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmiyor. Gerçekten biriyle tanışmak istiyorsan bunu bir hedefe değil bir alışkanlığa çevirebilirsin. Ayda bir yeni bir ortama girmek, bir kursa yazılmak, bir arkadaşının davetine "belki" yerine "evet" demek, tanıştırılmaya bir kez açık olmak gibi. Bunlar sonucu garanti etmez ama hayatına yeni insanların girebileceği kapıları aralık tutar. İstemiyorsan da şimdiki hayatını bir bekleme odası gibi değil, kendi başına bir hayat gibi yaşamaya hakkın var. Evin, işin, arkadaşların, merak ettiğin şeyler "evlenince başlayacak" bir şeyin provası değil. Önümüzdeki bir yıl için kendine bir plan yapacaksan, içine ilişkiyle ilgisi olmayan birkaç şey de koyabilirsin: görmek istediğin bir şehir, öğrenmek istediğin bir beceri, derinleştirmek istediğin bir arkadaşlık. Hayatın tek bir başlıkla ölçülmediğinde soruların ağırlığı da azalır.
Soruları karşılamak için bir iki kısa cümle hazırlamak işe yarar, çünkü o an aklına bir şey gelmez ve ya sert ya da mahcup bir cevap çıkar. "Şu an hayatımdan memnunum, olursa haberiniz olur" demek konuyu kapatır. Daha yakın biri ısrar ederse "Bu konu bana iyi gelmiyor, başka bir şey konuşalım mı?" diyebilirsin. Ailenden biri gerçekten endişeliyse baş başa bir anda "Benim için kaygılandığını biliyorum. Mutsuz değilim, yalnız da değilim" demek, sofradaki tartışmadan daha çok şey değiştirir.
Arkadaşlıklar da bu dönemde değişir. Yakınların evlendikçe hafta sonları değişir, planlar çocukların uyku saatine göre kurulur ve bir süre sonra artık çağrılmadığını fark edebilirsin. Bu kimsenin kötü niyeti değil, ama yine de yalnızlaştırır. Benzer dönemden geçen arkadaşlarla düzenli bir buluşma kurmak, eski arkadaşlarına da "Seni özledim, çocuklarla birlikte gelsem olur mu?" diye yazmak bağı korur. Kimse senin hayatının bir eksikle tanımlanmasını hak etmiyor, sen de dahil.
Otuzundan sonra biriyle tanışmış, ilişkiye geç başlamış ya da bekâr kalmayı seçmiş insanların neler yaşadığını merak ediyorsan hasbihal'de Fikir Al'da "Otuzlu yaşlarında bekârken seni en çok ne rahatlattı?" diye sorabilirsin. Gelen cevaplar, herkesin kendi takvimi olduğunu sana çevrendeki seslerden daha iyi gösterir.